<$
İstanbul gibi fazlası ile "büyükşehir" statüsünü hak eden bir şehir, sadece sanatın mekanı olmuyor.
Aslında sanatın mekanı gibi yaldızlarını saça saça dururken, eşitsizlik, açlık, tehlikenin şehri olma özelliği giderek daha da artıyor.
Malum, son zamanlarda Türkiye'de sendika alerjisi oluştu. Ece Temelkuran'ın 15 Şubat 2009 tarihli yazısında, yine bu alerjinin bir sonucunu görüyoruz. "Emine Arslan, 3 Temmuz’dan beri
İstanbul Sefaköy’deki DESA fabrikası önünde, işe geri alınmak için direniyor. Emine Arslan’ın sürdürdüğü bekleyişin aynısı firmanın Düzce fabrikasında da var."
Emine Arslan'ı tanımayız, nasıl bir insandır bilmeyiz. Bildiğimiz tek şey, sendika hakkının en doğal hak olduğu, her vatandaşın bu hakkı kullanmakta özgür olması gerektiği.
Eğer siz de, bir şekilde hak ve sorumluluklar ile ilgili bir yükümlülük hissediyor ya da benim de söyleyeceklerim var diyorsanız: 21 Şubat’ta Beyoğlu’nda DESA mağazası önünde saat 13:00’te Emine Arslan'ın eylemi var.
Şehir sadece keyfin değil, acının ve mücadelenin de paylaşıldığı şehir olur böylece.
Etiketler: miting, sendikal haklar